Oscar Törenini İzlemeden Önce Bilinmesi Gerekenler

Yazan  |  Hiç yorum yok

2015 Oscar Ödül Töreni 22 Şubat Pazar günü gerçekleşecek. Türkiye’de ve tüm dünyada bu işin meraklıları, Amerikan film endüstrisinin en prestijli gecesini, şu şöyleydi, bu böyleydi gibi yorumlarla sabahın ilk ışıklarına kadar takip edecekler. Peki bu yıl Oscar’da neler olacak?

Töreni izleyecekler için izlemeden önce bilmeniz gerekenleri  ve töreni izlemeyenler içinde orada burada konuşulduğunda Fransız kalmamaları için lazım olacak bilgileri derlemeye çalıştım. Tabi ki öncelikle bu yılın en iyi film adaylarını tanıyarak başlayalım.

 

American SniperAmerıcan Snıper “Keskin Nişancı”

Clint Eastwood yönetmenliğindeki filmde birçoğumuzun yakından tanığı, Türkiye’de büyük ihtimalle en çok Hangover serisiyle ünlenen Bradley Cooper başrolde. ABD’nin dünyanın her yerine barış ve demokrasi getirme çabasıyla(!) gönderdiği askerlerden biri olan keskin nişancının, hayat insanlık ve görevi arasındaki duygu bombardımanına tanık oluyoruz.  Bu filmde her zamanki gibi çelişkiler yumağı olan Amerikan rüyası ve gelişmemiş toplumlardaki insanlara Amerikalıların altın tepside sunuyormuş gibi göründüğü “özgürlük” teması baş gösterdiğinden, Oscar’ın kuvvetli adaylarından biri.

 

BirdmanBırdman “Atmaca – Cahilliğin Umulmayan Erdemi”

Bu seneki adaylar arasındaki yaratıcı filmlerden biri. Newyork’da şöhretini tazelemek isteyen ve iç dünyasıyla sürekli kapışan bir oyuncunun hayatı, işi ve tecrübesiyle savaşı. Bu filmde varlık ve yokluk gibi kavramları sorgulayarak, insanların uğruna hayatlarının en kıymetli servetlerini yani zamanlarını nasıl harcadıkları ve kendilerini adadıkları idealleri için, nasıl bir içsel hesaplaşmayla karşı karşıya kaldıklarını izliyoruz. Alejandro Gonzalez  Inarritu yönetmenliğindeki film, bu yönüyle Oscar’da tek başına değil.

 

WhiplashWhıplash “Bir Şarkı İsmi”

Bu film de tıpkı Birdman gibi başarmak ve var olmak için yürütülen amansız mücadele konulu bir film. Aslına bakarsanız bir zamanların unutulmaz filmi Black Swan “Siyah Kuğu” ile çok örtüşen bir mantıkta. Yalnız şaşırtıcı olan çok sık rastlayamayacağınız bir şekilde konu, bir caz bateristinin konservatuvar döneminden itibaren hayatını  ele alıyor. Başka enstrümanlar ve vokallerin hırs ve tutkuları üzerine çok film izleyen bizlere ilk etapta bu durum şaşırtıcı geliyor. Film sürükleyici ancak sonu gerçekten insanı çok sinir ediyor. Hani şu dizi film gibi, sanki haftaya bugün devamı yayınlanacakmış gibi biten filmlerden.  Filmin yönetmeni  Damien Chazelle.

 

The Imititaion GameThe Imıtatıon Game “Yapay Oyun”

Gerçek bir hikayeden uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda Morten Tyldum oturuyor.  O kim diye soracak olursanız, daha önce dillere destan olmuş bir film yönetmişliği yok. 2. Dünya Savaşı yıllarında Nazilerin şifreli haberleşme tekniği Enigma’yı çözmeye çalışma hikayesi. İşin enteresanı bu tip filmlerde, bir klişe olarak ana olayın yanına konacak aşk öyküsü yerine, genç bilim adamının geçmişte hemcinsine duyduğu aşkla motive olması konusunun işlenmesi. Daha da ilginci, Enigma’yı çözerken geliştirdikleri sistemin bugünün bilim dünyasına etkilerinin bir eşcinselden çıkmış olması gerçeği. Son dönemde başkan Obama’nın da desteğiyle Amerika’nın birçok eyaletinde yasalaşan gay hakları ve geçmişte yaşanan trajik olaylara bir özür mahiyetinde gerçekleşen gelişmeler, bu filmin de Oscar adaylığını pekiştiriyor.

 

SelmaSelma “Özgürlük Yürüyüşü”

Geçen yılın Oscar’ını biliyorsunuz  12 Years a Slave “12 Yıllık Esaret” filmi almıştı. Hollywood endüstrisinin ilk yıllarından bu yana yapılmış olan, siyahi toplumların kölelik konulu filmleri arasında hiçbir farkı olmayan hatta çoğundan daha kötü denilebilecek bu film, sevgili Oscar Akademi’sinin geçtiğimiz yıl seçtiği film oldu. Selma’da böyle bir hikaye. Bu sefer direniş öyküsü.  Aktivist Martin Luther King’in özgürlük yolunda mücadelesi konusu. Hal böyleyken filmi aday yapmamak olmazdı tabi. Ama ödül alacağını sanmıyorum.

 

BoyhoodBoyhood “Çocukluk”

Yönetmen Richard Linklater gerçekten muazzam zor bir işe girişmiş. Anne ve babası ayrılmış olan bir erkek çocuğunun 5 yaşından 18 yaşına kadar yaşamını mercek altına alıyor. Filmi özel kılan, bu çocuğu canlandıran oyuncunun, 12 yıl boyunca her yaşında yapılan çekimlerle filmin oluşması. Yani filmde sanat ekibinin flashback sahneler tasarlamasına gerek kalmıyor. Özel bir film, dolayısıyla kuvvetli bir aday.

 

 

The Theory of EverythingThe Theory of Everythıng “Her Şeyin Teorisi”

James Marsh yönetmenliğindeki film, ünlü fizikçi Stephen Hawking ve karısının yaşamını anlatıyor. Hala hayatta olan Hawking’in hayatı daha önce de çekilen bazı filmler ve belgesellerle seyirci karşına çıkmıştı. Bilim dünyasındaki akıl almaz teorileri dışında, özel hayatındaki hastalığı ve çok genç yaşta onu kuşatan imkansızlıklar, sanırım her daim onun hayatını bir sanat konusu kılmaya devam edecek.

 

 

The Grand Budapest HotelThe Grand Budapest Hotel “Büyük Budapeşte Oteli”

Avusturyalı oyun yazarı Stefan Zweig’in eserinden uyarlanan filmi Wes Anderson yönetiyor. Açık söyleyeyim, özellikle klasik edebiyat dünyasının eserlerinin sinema versiyonlarına bayılıyorum. Yazar’ın hayal gücünü başka beyin içinde yeniden inşa etme tecrübesi akıl almaz derecede çekici olabiliyor. Tabi kötü örnekler de yok değil. Rengiyle, diliyle, konusunun heyecanıyla güzel bir fantazya Büyük Budapeşte Oteli. Ancak yılın en iyi filmi Oscar’ını alır mı bilemiyorum.

 

 

Bu filmler bu yılki Oscar törenini izlemeden önce mutlaka bilmeniz gereken filmlerdi.  Genelde diğer kategorilerdeki adayların çoğu, en iyi film adayları içinden olur ama bu filmler dışında da her Oscar’da olduğu gibi bazı filmler göze çarpacak. Örneğin Foxcathher, Gone Girl, Two Days, One Night, Still Alice, Wild ve Into the Woods gibi filmleri de aklınızda tutmaya çalışın.

Küçük Kuzen İhsan

Ailenin büyük kuzeninden bir yaş küçük olduğu için küçük sayılan, isyan ettiği bir çok konuyu kendine dert edinmiş, hem sanatında hem de hayatında bu yoldan sapmamış sıradan kişilik.

Yorumun mu var?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir