Ne O Sıkıldınız mı Bu Tecavüz Muhabbetinden?

Yazan  |  Hiç yorum yok

Biz Sizden Çok Sıkıldık Bu Tehditle Sokağa Çıkmaktan Her Allahın Günü. O yüzden Kusura Bakmayın, Daha da Çok Sıkılacaksınız!Çok Can Sıkacağız Çünkü Çok Canımızı Yaktınız!

Çocukluğuma dair fazla şey hatırlamam ben. Hep bölük pörçük, kalana dahi güvenmem o yüzden aklımda. Bir kaç anı hariç. Bir tanesi özellikle bana inat gibi, aklıma inat gibi mıh gibi saplanmış kalmış orada. Hatırlamak aslında bir nevi yeniden yaşamaktır bir olayı beyninde, öyle çalışıyor işte mekanizma. Ben bu olayı yeniden yaşamak istemiyorum oysa. Ama işte orada, hep orada.

Küçük bir kızken ben çok zayıftım, inceciktim. Bacaklarım iki sopa parçası. Ağzına kadar dolu mavi bir otobüsteydik. En önde annemin kucağında oturuyordum. O kadar zayıf olduğu için şikayet ederdi annem kucağına oturduğumda, bacaklarını acıtırmışım. O gün de öyleydi sanırım. Ama bacakları acımasına rağmen yol boyunca elini bacağımda tuttuğunu hissettiğimi hatırlıyorum. Bugün şuanda yazarken hissediyorum o el sıcaklığını… Önce anlamadığımdan çok hoşuma giden, güven veren, ben buradayım, biz iyiyiz, her şey iyi diyen sıcaklığın annemin elinden değil önümüzde duran o tanımadığım çirkin yüzlü adamın elinden geldiğini farkettiğimde o küçücük kalbimle hissettiklerimi tarif edecek kelime yok. Bugün dahi buruşuveriyor yüzüm, midem. Bu adam benim incecik sopa bacağımı neden tutuyor saatlerdir?Kim bu kocaman adam?Neden bana bakıyor ben ona baktığımda, neden dikiyor gözlerini bana?Neden bu kadar rahatsız oldum, neden bu kadar utandım? Yanlış bir şey yapmış olsam gerek. Çok yanlış bir şey yapmış olsam gerek. Annemle babam duymamalı. Kimse duymamalı…

O kalabalık otobüste çaresizce mıh gibi bacağımdaki o elin verdiği iğrenç sıcaklık hissiyle donup kaldığımı hatırlıyorum. Bugün düşündüğümde hafızamı azıcık değiştirmeye yelteniyorum bazen, sıkı bir tekme mesela nereye denk gelirse. Çığlık mesela göğü delen bir çığlık. Tokat hatta? I ıh, öyle olmadı. Ben otobüs boşalana değin orada öylece kaldım. Tam o adamın istediği gibi. Sonra biraz boşalır gibi olunca otobüs arkada ayakta duran babamın yanına kaçışımı hatırlıyorum onca insanı arasından minicik bedenimle sıyrıla sıyrıla. Ama burada bitseydi keşke bu karabasan. Yanıma geliyor o adam. Kocaman adam kalkıp yanımda bitiyor. Babamın sımsıkı tuttuğum elime rağmen yanımda beliriyor. Yine ağzımı açıp hiç bir şey diyemiyorum. Neden?Ben neden utanıyorum?Ben neden hatalı olduğuma inanıyorum? O iğrenç adamın iğrenç bakışlarını, benim minicik bedenimde hak iddia eden bakışlarını neden ben unutamıyorum bugün dahi?

Bunu çok merak ettim. Açtım okudum, yapılan çalışmaları, benzer olayları yaşayan milyonlarca kadının anılarını. Yine de çözmek öyle zor ki. Sen hiç beklemezken, istemezken, davet etmemişken biri geliyor, senin üzerinde, senin bedeninde, ruhunda hak sahibi olduğuna inanıyor. Sana dokunuyor. Ve sen utanıyorsun. Senin içinden bir şey kopuyor. Senin bir yanın hep o korkak çocuk kalıyor. Senin içinde bir yara açılıp kapanmıyor. Sen başka bir insan oluyorsun, daha umutsuz, daha korkak, daha güvensiz, daha mutsuz. Gözünün feri sönüyor. Ama yine de çığlık atamıyorsun. Yine de anlatamıyorsun. Yine de o aklının almadığı ama kalbinin inanmakta ısrar ettiği suçluluk duygusundan bir ömür kurtulamıyorsun. Biri senden bir şey çalıyor, sen yarım kalıyorsun ama hayat devam ediyor. Etmemesi gerekirken dahi ediyor.

Ne oldu, sıkıldınız mı bu muhabbetten? Belki sıkıldınız. Ama inanın biz de çok sıkıldık bunca baskıdan, bunca susmaktan, bunca yaradan, bereden,çizikten her yanımızda. Neredeyse istisnasız hepimiz her sokağa çıktığımızda birileri ezip geçiyor benliğimizi. Ya sözle, ya gözle, ya elle…Yeter. Bıktık. Böyle yaşayamıyoruz, yorulduk etrafımızı kollamaktan, kendimizi kollamaktan. Yıldık. Bize gözünü dikip bakan karşısında kafamızı eğmek değil aksine biz de gözümüzü dikip bakmak istiyoruz artık. Bize bir laf söyleyene cevabını vermek, hatta kim varsa destek görüp yerin dibine sokmak istiyoruz o hadsiz ahlaksızları. Bize biz istemeden dokunan olursa tutup kırmak istiyoruz artık o elleri.

Çünkü biz yaralandık, bizim kızlarımız korkuyla büyümesin istiyoruz artık. Ve büyümeyecekler de; izin vermeyecekler çünkü bilecekler, bizden daha çok, daha doğru daha güzel bilecekler.

Umutla, sevgiyle…

 

 

Nilbegül

Çıplak ayakla kumlara basmayı, ayazda kalmış kuru portakalı, taze demlenmiş çayı bir de umut eden insanı sever. İnatla sever. Ne demokrasiyi ne bilimi ayrı tutmaz kalbindeki Tanrı inancından. Bir de işte okur,yazar, araştırır , öğretir elinden geldiğince. Hep umutla, hep sevgiyle.

Yorumun mu var?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir