Komşunun Sesini Kıs(MA)!

Yazan  |  Hiç yorum yok

Televizyon tarihinden beridir var olan ve her daim var olmaya devam edecek müzik konulu yarışma programlarında, önceden hazırlanan VTR’lerde yarışmacıya sorarlar: Müzik senin için ne ifade ediyor? Yarışmacı cevap verir: Müzik her şey. Var oluş. Ben doğduğumdan beri… Klişe ve vesveseli safsata olarak görünür bu cevap. Ama bir taraftan da hepimiz için kaçınılmaz bir gerçektir. Müziğin hayatımızın önemli bir parçası olması için iyi bir “müzik yapan” olmak durumunda da değiliz üstelik. Ayrıca müzik illa, radyoda çalan şarkı veya CD’sini taktığın sanatçı ya da telefonundan zangırdayan bir titreşim olmak zorunda da değil. Sokağın seslerinin bir bütünü, temizlik yapan annenin mırıltısı, sırnaşık kedilerin yol mekan kavgası ya da bir seyyar satıcının narası da olabilir. Önemli olan senin aklında oluşturduğun armoni ve duyduğun sesleri nasıl kurguladığındır. Neticede müziğin uluslararası tanımı “Aracı, ses ve sessizlik olan sanat formu”(Wikipedi EN) Yani demek oluyor ki, ilk, orta okul ve lisede öğrendiğimiz o bilmem kaç vuruş “sus”lar da her ne kadar üstünde durmasak da müziğin ta kendisi. – John Cage’in 4,33 eserini hatırlamak istemiyorum.-

“İnsan eliyle organize edilmiş ses” (John Blacking, How Musical is Man? Seattle: University of Washington Yayınları, 1973), “Saf büyü” (Resurgence & Ecologist Dergisi, Music for Transformation. Sayı 249.) ve bunlara benzer belki de yüzlerce farklı ama aynı kapının önüne terk edilmiş tanım. İnsanlar tanımlarla ilgilenmez gerçi. Müzik; hangi sınıfa ve hangi sosyal politik guruba mensup olursa olsun insanların, hüznünde ve mutluluğunda, yalnızlığında ve kalabalığında, ismi ve tanımı olmaksızın oturur başköşede. Hal böyle olunca müziği yapmak ve üretmek olgusu maddi ve manevi bir sektör oluşturuyor tabiiyetiyle. Bitmek tükenmek bilmeyen bu amansız talebi karşılamak için bol gürültülü ve patırtılı kıyametler koparılıyor. Suçlu bunu yapanlar değil –eğer bu bir suçsa-. Biziz. Uzun vadede doymamızın imkânsızlığı aşikâr olunca, iştahla ya da ayıp olmasın diye yiyelim mühim değil, tabağımız doluyor fazlasıyla. Seçebiliyoruz sanıyoruz çoğu zaman. Ama bu seçim hakkı, teknolojik ve ekonomik ve dahi araştırmacı bilgelikten yoksun olanlar için pek de söz konusu değil. Seçtiklerimizin kimliğimizi dışa vurması gerekçesiyle damgalanıyoruz. Hâlbuki ulaşabildiğimiz belki de doğal seçimimiz oluyor, ama bu durum pek de sorgulanmıyor. Sosyolojinin insan gruplaşması temel ilkelerinde yer alan “ortak alanda buluşma” durumunun kuşkusuz en pekiştirici öğelerinden biridir dinlediğimiz müzik. Buluşturması ve birleştirmesi şimdilik bir tarafa dursun, ayrıştırması ve ötekileştirmesi de cabası. Toplumun hiç bitmeyen derdi olan ve ülkemizde özellikle şu sıralar tekrar gündeme oturan ırkçılık ve kafatası milliyetçiliğinin bir türü de kişilerin müziği üzerinden yapılıyor. Ama samimi, ama kendimize bir yer edinme çabasıyla merkezimize yerleştirdiğimiz müzik türü dışında bulduklarımıza karşı tutumumuz, fiziki olarak asmalı kesmeli cinsten olmasa bile, çok köklü ön yargılar içine girerek bazılarını itmemize sebep oluyor. Kendi sesimizi açmak ve komşununkini kısmak eğilimindeyiz hep. İşte tüm kıyamet de bundan kopuyor. Dünyanın acımasız gerçekleri ve kişisel melankoli halimizin içinde bu durumu önemli kılan en mühim amacımız; bir şekilde var olmak ve çoğu zaman kendimizi çevreye haykırmak. Merkezimize müziği koyarak bunu yapmak belki de işin en kolay yolu. İçinden geçenleri tanımlayabilecek veya senin ritmini ortaya koyacak bir ses birikintisini bangır bangır dinlemek ve mümkünse dinletmek. Bu şekilde umursamaz da olabiliyoruz, içli de, şefkatli de, hiddetli de… Fakat bizim dışımızdaki dünya çoğu zaman, o anki duygu birikimimiz ya da yeni nesil terimle “modumuzla” aynı frekansta olmuyor. Bu gibi durumlarda içimize kapanıyor, komşunun sesini kapıyor ve merkezimize müziği koyduğumuzu sandığımız bir kulaklıkla kendimizi dünyanın merkezine koyuyoruz.

Küçük Kuzen İhsan

Ailenin büyük kuzeninden bir yaş küçük olduğu için küçük sayılan, isyan ettiği bir çok konuyu kendine dert edinmiş, hem sanatında hem de hayatında bu yoldan sapmamış sıradan kişilik.

Yorumun mu var?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir