Herşey Birilerinin Hayal Kurmasıyla Başlar

Yazan  |  Hiç yorum yok

Daniel Radcliffe kimdir? İsminden belki çıkaramadınız ama kendisi, Dünyanın en çok satan romanlarından birinin, Walt Disney ve sayısız yatırımcının büyük bütçesiyle yapılan sinema uyarlamasında başrolü oynadı. Harry Potter. Serinin bütün bu özellikleri bir tarafa dursun, çok küçük yaşta, İngiliz Tiyatrosu’nun çok kallavi oyuncularıyla böyle bir deneyim yaşamış olması da cabası. 2013 yılında çıkmasına rağmen Türkiye’de şu sıralar popüler olan “Horns” (Boynuz) filminden bahsedeceğim aslında. (Şu an popüler olması, film izleme sitelerine yeni düşmesi olabilir) Filme hangi gerekçeyle kestiremediğim biçimde Radcliffe’i başrol olarak koymuşlar. Oynamış oynayamamış o konuya girmek istemiyorum. Ancak son zamanlarda izlediğim en absürt hikayelerden biriydi. Kız arkadaşının esrarengiz ölümü üzerine hayatı kararan başkarakter, bu olayı çözmeye çalışırken boynuzları çıkıyor. Filmi izlemeyenlerin hakkını korumak adına absürtlüğün tanımını tam yapamayacağım. “O zaman ne demeye bunu yazıyorsun” diye düşünebilirsiniz, fakat benim takıldığım konu filmin absürtlüğü de değil. Zaten bir sineme filmi ya da sahne eseri ya da bambaşka bir sanat kolu absürt olabilir veya bundan beslenebilir. Nitekim bir hayal dünyasıdır bu. Bazı arkadaşlarımı film eleştirisi yaparken duyuyorum şaşırıyorum. “Yahu kırmızı kar da olur mu, ne saçma film” filan diyorlar. Yapan adam hayal ettiyse kırmızı kar da olur, gökten karpuz da yağar. Yeter ki yaratılan kurgu ve mantık kendi içinde saparak, kendiyle çatışmasın. Böyle durumlarda seyirci sanıldığı kadar aptal olmadığını hemen gösteriverir. Sineme ve sanat endüstrisinin bilirkişileri seyirci psikoloji konusunda, Antik Yunan’da Aristoteles’ten bu yana bir takım öngörülerde bulunmuş, hatta bazıları işin matematiğini çözdüğünü iddia etmiştir. Ancak hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bu işin matematiği yok. Yılların yapımcıları, yönetmenleri hala milyon dolarları batırabiliyorsa, film fonları bugün eskisi kadar cömert değilse, şu tutar bu tutmaz, sağlam veya zayıf bir varsayımdan öteye gidemez.

horns

Horns

Velhasıl Horns’da kurgu kendi içinde sapıtıyor. Seyirciyi rahatsız ediyor tabi bu durum. Fakat yinede böylesine alışılmadık bir hikayeye bu kadar büyük bir bütçe bulunabilmiş ve oyuncu üzerine bu yatırımın yapılabilmiş olmasına çok şaşırdım. Tabi şunu da belirteyim bu hikaye, 1972 doğumlu, bilinen üç kitabı olan Joe Hill’in kitaplarından birinin uyarlaması. Kendisi belki de ümit vadeden bir yazardır onu bilemem. Türkiye’de çoğumuzun bilmediği kişiler gerçekten içi çok boş işler yapıyor. Fakat, yine çoğumuzun bilmediği birçokları da, tüm dünyanın görmesi gereken işlere imza atıyor. Ancak biliyoruz ki ülkemizde üretim için kendini paralaman gerekiyor. Horns gibi bir hikayeyi koltuğunun altında, yayımcı yayımcı ya da yapımcı yapımcı gezdirmeye cesaret edebilecek bir memleketim insanının hikayesini, ne yazıkki otobüste yanında oturan vatandaştan başka kimse dikkatlice okumuyor.

Bir dokun bin ah işit derler ya, biliyorum ben de öyleyim. Ne güzel işler ne kadar yersiz eleştirilerle eriyip gitti. Eleştirmeyi bu kadar çok sevip doğru düzgün yapamamamız çok ilginç. Ne olurdu bir anlık beğenmediğimiz tarafa geçip n’oluyo ayol desek. Ya da ayol demek istemiyorsan n’oluyo de. Ama empati yapalım artık ya.

Daha çok hayal kurmamız lazım.

İhsan

Küçük Kuzen İhsan

Ailenin büyük kuzeninden bir yaş küçük olduğu için küçük sayılan, isyan ettiği bir çok konuyu kendine dert edinmiş, hem sanatında hem de hayatında bu yoldan sapmamış sıradan kişilik.

Yorumun mu var?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir