Güdülmek

Yazan  |  Hiç yorum yok

Gerek siyasette gerekse toplumun tüm alanlarında “güdülmek” teriminin hakkını bizler kadar verebilen az ülke vardır. Türk halkı olarak siyasette  iktidarin baskıcı ve muhafazakar kimliğine maruz kalarak, muhalefetin ise basiretsizliğine kurban edilerek ‘’güdülüyoruz.” Ancak bu yazımda sizlere geleneksel bir anne tarafından evlilik kurumuyla güdülmek istenmiş ve bundan müthiş rahatsız olmuş biri olarak yazmak istiyorum.

Toplumsal güdüler genel psikolojide bağlanma, başarı, dayanma, birlikte yaşama vb. şeklinde sınıflandırılır. Anlayacağınız bu güdülme toplumun her alanında var. Toplumun devletle ilişkisi zaten nanay. Bırakın da bari evimizde, mahallemizde, sokağımızda güdülmeden özgürce yaşayalım. Ama olmaz. Her “elalem ne der” söyleminin ardından gelen davranış biçimi aslında toplum içinde kendi kendimizi nasıl güdüme uğrattığımızın bir kanıtıdır. Mesela; ramazanda mini etek giyen kadın 55 yerinden bıçaklanır çünkü o oruçlu müminlerin nefsini uyandırmış ve dini baskıların onu güdülemesine izin vermediği için haketmiştir bıçaklanmayı kafir. Bunu daha da basitleştirmek mümkün.  Biz toplumumuzda erkekleri ağlatmayız mesela. Genelde 10 yaşına gelmeden tacı başına, pelerini sırtına takarız bir de veririz asayı eline… Oldu da bitti maaşallah… Hadi aslanım adam oldun artık… İki dakikalık bir sünnet operasyonuna öylesi bir mana yükleriz ki o çocuk elbette kendini toplumda erkek olmayan her canlıyı güdme konusunda otorite sayacaktır nihayetinde. Boşuna bunca kadın öldürülmüyor her gün bu memlekette.

Kadın çalışmaları ve cinsiyet konusunda yurtdışında master yapan, yeterli ölçüde politik bir lezbiyen olarak, yakın zamanda bizzat yaşadığım toplumsal bir güdülme olayına bilhassa dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Sere serpe yaşadığım cinsel kimliğim, okulum, işim, öğrencilerim, arkadaşlarım derken yaşadığım ülkeden ve hayattan zevk alıyordum. Neredeyse bir yıl olmuştu Türkiye’ye gelmeyeli ve hayatımdan oldukça memnundum.  Ancak annemin beni her gün telefonla duygusal sömürü aracılığı ile güdülemesine daha fazla dayanamayıp bir hafta kadar önce Christmas tatilimi geçirmek üzere Türkiye’ye geldim. Ilk bir kaç gün her zaman özlem ve yemek dolu geçer. Sarmalar, dolmalar ve 30 yaşında olmama ragmen yatağıma girdiğimde verilen kokulu öpücükler… Sevgi kelebeği, ana kuzusu, gurbet kuşu hikayesi falan filan… Sonra yavaş yavaş sohbetler derinleşir ve bu genelde ziyaretimin 4 ya da 5. günüdür. Annemin her serzenişi apayrı bir sosyal güdü içerir. Herkesin çocuğuna iş vardır bir bana yoktur koskoca Türkiye’de. Komşu Nevin teyzenin oğlu gitmiş ama ordan bir Amerikalıyla evlenip boşanmıştır. Zaten ben hep fazlasını istemişimdir. (buradan ailemin maddi destegi ile yurtdışında eğitim aldığım algısı çıkmasın. Hikayemin ilk başindan sonuna kadar kendi kendimin finansal sponsoru oldum o daha başka bir hikaye) 30 yaşından sonra evlenmekte zor olur. Hele daha doktora yapacağım diyorsun 40 yaşından önce doğursan çok iyi olur…

Amerika serüvenimin başından beri duyduğum bu klasik anne güdülemelerinin aşinası olduğumu sanıyor hatta kendi çapımda şaka bile yapıyordum. Ancak annem geçen gün öyle bir söz söyledi ki hala kendimde değilim. “ Bir kocan olsaydı başında Amerikalarda belki daha rahat ederdi içim.” Bir anda bu 80  milyonluk ülkede tek başıma hissettim kendimi. Rahat 20 yıldır anksiyete ve depresyonlarla inşaa ettiğim, sayısız şiir , kadın ve  mücadele ile oluşturduğum ve son 8-9 yıldır açık bir şekilde onurluca yaşadığım cinsel kimliğim annemin tek bir lafı ile yerle yeksan oldu. Bırakın anneme lezbiyen olduğumu, artık başım ağrısa bile söyleyemezdim. Benim bulunduğum yer ile annemin benden beklentileri arasında en az Amerika-Türkiye arası kadar mesafe vardı.

İşte benim bu tecrübem Türkiyede bir eşcinselin ailesi tarafından nasıl güdüldüğünün bir aynasıdır. Elbette bunun tersi örneklerde var ve ne mutlu onlara. Ancak ben onlardan biri değilim. Hem ne işim var benim öyle Amerikalarda master falan? Kırıp dizimi oturaydım ya da iyi ihtimalle bir ögretmen olaydım iyiydi. Kesin mahallede başka bir teyzenin öğretmen oğlu da vardır. Doğururdum da iki çocuk (gerçi üç olması gerekiyordu galiba değil mi) oh ne ala memleket…

Yazık!!! Çok kötüyüm! Çok ağlıyorum! Ben annemi annemde gerçek beni kaybetmiş! Duygularım tarifsiz…

 

Cambişli Nigar

Cambişli Nigar bir kalender meşreptir. Asaletinden ve asabiyetinden sual olunmaz. Yedirir, içirir, anaçtır amma ve lakin sevdalınız lezbiyendir. Kızıl saçlı, rakı içen, san’at musıkisi icra eden, Cemal Süreya ve Nazım kitaplarındaki şiirleri hakeden kadınları sever. Tek ideali kendisi için bir harem kurmaktır.

Yorumun mu var?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir